9 Ocak 2010 Cumartesi

yazıntı

ne zamandır arkadaşlarım soruyordu; 'neden bloguna yazmıyorsun?'

şöyle ki insan acı çekmeyince yazamaz. ve duyguları körelince. hani istisnalar var ama ben kendilerinden gayet az gördüm. 

hem benim defterlerim var. var tabii. sanal çöplük sanal çöplük nereye kadar? ha bir de yalnız yaşıyorum şu aralar. yalnız dediğim mitsi ile. yemeğiydi, bulaşığıydı, temizliğiydi falan zaman kalıyor sanki de yazı yazacakmışım... dalga mı geçiyorsun? holden'a söylesen götüyle güler.
neyse,

geçiniz. üşeniyorum canım. sevmeye bile. nefret etmeye bile. başka bir şey yok.

morpheus aka josefk için...


onun da böyle bir hikayesi var. öyle çok sevdim ki...
öyle eski ve öyle yeni ki...
sen de tanıyorsun biliyorum..
zaten kim bilmez fil adamı? 
'fil adam mı olurmuş hiç?' deme sakın. olur... bak.


duyurtu:
http://rapidshare.com/files/331334341/The_Trial.rar
lastlı:
http://www.lastfm.com.tr/music/A+World%27s+End/The+Trial

tek 'y'

evet şiirleri pek sevmem ama bu cemal süreya sevmeyeceğim anlamına gelmiyor. ya da edip cansever, arthur rimbaud, fikret vs... cemal süreyya diyordum eline sigara yakışan nadir insanlardan biri. bir de dedemin yakışırdı zaten. 
ölüm böyle bir şeyse güzeldir..

http://kapakguzelleri.blogspot.com/...-konusuyor.html

17 Aralık 2009 Perşembe

animalist.

boş 
   
              say-


                              fa-


                  dir-


  en.

6 Aralık 2009 Pazar

english spoken cafe

isimli bir kafe açılmış süleymaniye'de. konak kafe'nin işletmecileri açmış. hani küçükken okuldan kaçıp, bilumum pizza çeşitlerinin ucuza satıldığı için gittiğimiz mekan. işte orası böyle bir yer açmış efendim. burda yalnızca 'ingilizce' konuşuluyormuş. hatta türkçe yasakmış. türkiye'de. çemberitaş'da. türkçe yasak. hoooop bu devrede bir kısım insan 'sömürülüyoruz!! dil gitti elden! asimile ediliyoruz!!' falan diye çığırmakta. lakin ben öyle düşünmemekteyim. tabii buna dilci olmamın katkısı da büyüktür. bu oluşum sadece bir işletme harikasıdır. düşün bi, okuduğun okullarda dil adına yapılan yegane şey gramer eğitimi. tabii edebiyat okumuyorsan. gramer, gramer, gramer. karşına bir turist çıkıpp bir şey sorduğunda 'hönk!' diye kalmak an meselesi. neyse ki benden geçti bunlar. ama benden sonrakiler de aynı durumu yaşayacak. (eminim). hocalara gidip 'hoca ya bi sipiking kılap kuralım. pıronaunsieyşınımız gelişsin.' dediğinde 'ne işin olur kızım sipikingle mikikingle. yds'de sipinkig mi soruyolarmış?! cık cık cık'. evet gel de bundan sonra dilden soğuma. sonuçta dil matematik değil ki harıl harıl yapı taşlarına çalışasın! 
velhasıl ben english spoken cafe'den bahsedecektim. iyi olmuş. dilci gençler toplansın oraya. sadece ingilizce konuşsunlar. önce bi çekingenlik falan olur da nasılsa kasıla kasıla düzelir durum. alışılır. üstelik her masada sözlük, ingilizce okuma kitapları olacakmış. belirli saatlerde de kurulan projeksiyondan filmler, klipler izletilecekmiş. hayırlısı bakalım. dil eğitimi açısından bir adımdır bu...

1 Aralık 2009 Salı

böyle bir şey oldu.
http://twitter.com/epigonion

9 Kasım 2009 Pazartesi

en baş

           rüyalar bazen iğrenç oluyor. gerçekten öyle. mesela hiç 'bilmek' istemediklerini zorla öğretiyor. görmek istemediklerini gösteriyor. hatırlamak istemediklerini hatırlatıyor. zorla acı çektirtiyor... morpheus bir şeyler yapmalı bu noktada.
          sonra bazı somutlaşmaya çalışan rüyalar oluveriyor. ama ben siliyorum. en azından tam da şuan  birini silmekteyim. hem de en başından... geç olmadan...
          olsun baştan yazarı(m)/(z).