24 Ocak 2010 Pazar

ve her şeyin sonunu görmek

mart'ın 19unda çıkaracakları 'sting in the tail' albümünün ardından müzik hayatına son vereceklerini açıklamış ilahlarım.  scorpions...
http://www.the-scorpions.com/english/

yeni albümlerinin çıkacağını duyduğumda sevincimden uçacak gibi olmuştum. belki dedim, bir umut tekrar gelirler buralara. neden olmasın ki... sonuçta scorpions ile büyüdüm ben. hayatımda en çok kullandığım kelime 'scorpions' oldu belki. beni kırmazlardı... klaus baba yapmazdı bunu...

wind of change'i ilk olarak babamın bilgisayarını karıştırırken bulmuştum. 8 yaşındaydım daha. misminicik bir çocuk... tüylerim diken diken olmuştu o 'kadife ses'i duyduğumda. ne yaşamışsındır ki o yaşta? scorpions'ı anlayabilmek için sahip olunan duygulardan hangisi vardır ki? ama varmış işte. her gün defalarca dinledim. hep en güzel oydu. en farklı. her şeyin farklısı. öğretmenimin verdiği okuma fişlerine çalışmıyor, wind of change'in hiç anlamadığım ingilizce sözlerini yeni öğrendiğim yazılarla yazmaya çalışıyordum.

zaman geçti. wind of change'in sadece tek bir harikaları olmadığını öğrendim. daha neler neler vardı scorpions'da... ne şarkılar vardı. ne hayatlar. ne sözler. ne duygular... kendimi hiç bir yerde bulamazken scorpions'da buldum. geceleri hep onu dinledim. gündüzleri hep onu... meğer o benmişim ben de oymuş da bilmemişim bunu...

iki sene öncesine kadar tek bir rüyam vardı. scorpions gelir ve konser verir ben de bunu en önden izlerim. şükürler olsun ki gerçekleşti. şafak günü sayarcasına gelecekleri zamanı saydım. her yere yazıyordum. son 10 gün son 5 ve bugün... ne yapacağımı şaşırdım o gün gelince. 22 ağustos 2008 scorpions istanbul konseri... işte bir dönüm noktası. en büyüğü!!! gökyüzünde tek yıldız vardı ve ben bir o yıldıza bir de klaus'a baktım. when the smoke is going down dedim. söyledi. o sıralar çok duyardım 'vecd' diye bir şeyi. ve o gün, o an, when the smoke is going down u canlı canlı dinlerken vecd olmanın ne demek olduğunu öğrendim. hissettim. en güzeliymiş... en mutlusu...

elime ilk defa para geçti. yaptığım fanzinlerin parası. o parayla scorpions albümü aldım. tüm albümlerini alabilmek için öyle çok uğraştım ki... albümleri yetmedi plaklarını arar oldum. nice sahaflar nice tozlu raflar karıştırdım uğruna... halbuki pikapım hâlâ yok...

ben onları sadece gece sevmedim. sadece şu sabahın 5inde de sevmedim... öyle çok ben oldu ki onlar burcumu soranlara bile 'akrep' der oldum. halbuki akep falan değil... gördüğüm her akrepli şeye saldırır oldum. çünkü onlardan bir parçanın bende olması en büyük mutluluktu. 

posterleri odamı kapladı, amblemleriyle kitap ayraçları yaptım... ve konser biletlerini o günden beri cüzdanımdan çıkarmadım. daha da çıkaramam. scorpions ile kurulmuş bir hayattan bahsediyoruz. 

hep dedim ki 'moralim bozukken scorpions dinleyince tüm neşem yerine geliyor, mutluyken dinleyince ise üzülüyorum.' bu cümlem yüzünden az dalga geçmediler benimle... 

3 seneden beri her sabah scorpions uyandırdı beni. when the smoke is going down ile... güne iyi başlatan şarkı o. her sabah 4 dakika kulağımda o çaldı ki günüm scorpionsla geçsin diye. güzel olsun diye. en güzel...

geçen onca yılın ardından şimdi etrafıma bakıyorum da her tarafımda scorpions var. ve onlar ayrılıyor... evet sitemim var ama belki de haksız. bana koca bir hayat kazandırdılar artık dinlenmeye hakları vardır. onlar yapabilceklerinin en iyisini yaptılar. yapılabilceklerin...

9 Ocak 2010 Cumartesi

yazıntı

ne zamandır arkadaşlarım soruyordu; 'neden bloguna yazmıyorsun?'

şöyle ki insan acı çekmeyince yazamaz. ve duyguları körelince. hani istisnalar var ama ben kendilerinden gayet az gördüm. 

hem benim defterlerim var. var tabii. sanal çöplük sanal çöplük nereye kadar? ha bir de yalnız yaşıyorum şu aralar. yalnız dediğim mitsi ile. yemeğiydi, bulaşığıydı, temizliğiydi falan zaman kalıyor sanki de yazı yazacakmışım... dalga mı geçiyorsun? holden'a söylesen götüyle güler.
neyse,

geçiniz. üşeniyorum canım. sevmeye bile. nefret etmeye bile. başka bir şey yok.

morpheus aka josefk için...


onun da böyle bir hikayesi var. öyle çok sevdim ki...
öyle eski ve öyle yeni ki...
sen de tanıyorsun biliyorum..
zaten kim bilmez fil adamı? 
'fil adam mı olurmuş hiç?' deme sakın. olur... bak.


duyurtu:
http://rapidshare.com/files/331334341/The_Trial.rar
lastlı:
http://www.lastfm.com.tr/music/A+World%27s+End/The+Trial

tek 'y'

evet şiirleri pek sevmem ama bu cemal süreya sevmeyeceğim anlamına gelmiyor. ya da edip cansever, arthur rimbaud, fikret vs... cemal süreyya diyordum eline sigara yakışan nadir insanlardan biri. bir de dedemin yakışırdı zaten. 
ölüm böyle bir şeyse güzeldir..

http://kapakguzelleri.blogspot.com/...-konusuyor.html

17 Aralık 2009 Perşembe

animalist.

boş 
   
              say-


                              fa-


                  dir-


  en.

6 Aralık 2009 Pazar

english spoken cafe

isimli bir kafe açılmış süleymaniye'de. konak kafe'nin işletmecileri açmış. hani küçükken okuldan kaçıp, bilumum pizza çeşitlerinin ucuza satıldığı için gittiğimiz mekan. işte orası böyle bir yer açmış efendim. burda yalnızca 'ingilizce' konuşuluyormuş. hatta türkçe yasakmış. türkiye'de. çemberitaş'da. türkçe yasak. hoooop bu devrede bir kısım insan 'sömürülüyoruz!! dil gitti elden! asimile ediliyoruz!!' falan diye çığırmakta. lakin ben öyle düşünmemekteyim. tabii buna dilci olmamın katkısı da büyüktür. bu oluşum sadece bir işletme harikasıdır. düşün bi, okuduğun okullarda dil adına yapılan yegane şey gramer eğitimi. tabii edebiyat okumuyorsan. gramer, gramer, gramer. karşına bir turist çıkıpp bir şey sorduğunda 'hönk!' diye kalmak an meselesi. neyse ki benden geçti bunlar. ama benden sonrakiler de aynı durumu yaşayacak. (eminim). hocalara gidip 'hoca ya bi sipiking kılap kuralım. pıronaunsieyşınımız gelişsin.' dediğinde 'ne işin olur kızım sipikingle mikikingle. yds'de sipinkig mi soruyolarmış?! cık cık cık'. evet gel de bundan sonra dilden soğuma. sonuçta dil matematik değil ki harıl harıl yapı taşlarına çalışasın! 
velhasıl ben english spoken cafe'den bahsedecektim. iyi olmuş. dilci gençler toplansın oraya. sadece ingilizce konuşsunlar. önce bi çekingenlik falan olur da nasılsa kasıla kasıla düzelir durum. alışılır. üstelik her masada sözlük, ingilizce okuma kitapları olacakmış. belirli saatlerde de kurulan projeksiyondan filmler, klipler izletilecekmiş. hayırlısı bakalım. dil eğitimi açısından bir adımdır bu...

1 Aralık 2009 Salı

böyle bir şey oldu.
http://twitter.com/epigonion